qrup Hepsi Fan CLub © 2o1o
MerHaba! qruphepsi.forumg.biz'e Hoş GeLdiniz..!
Lütfen Kayıt OLunuz Ya da Giriş Yapınız...xD


qrup Hepsi Fan CLub © 2o1o

BizDe Seni bekliyoduk, Misafir HoşGeldin .
En Son ziyaret ettin
Toplam Mesajın 4


 

AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

  Sivok: "Lazio'yu değil Beşiktaş'ı tercih ettim"

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BSKT.Elif
♥CemreFan StiL AdMini
 ♥CemreFan StiL AdMini
BSKT.Elif

Mesaj Sayısı : 413
Kayıt tarihi : 04/07/10
Yaş : 20
Nerden : BerenKıvanç ''

MesajKonu: Sivok: "Lazio'yu değil Beşiktaş'ı tercih ettim"   Paz Tem. 04, 2010 6:34 pm

şeylerin beklenmediği bir yerdi. Oysa futbol kariyerimde önüm açık görünüyordu. Hocalarım da benden ümitliydi ve oynadığım takım dar gelmeye başlamıştı. Bana her zaman sonsuz destek veren babam da bu şartları göz önüne alarak beni 10 yaşında Ceské Budejovice'ye götürerek buradaki bir futbol okuluna yazdırdı.

17 yaşına kadar da Ceské Budejovice'de yaşadım ve şehrin genç takımlarının bütün kademelerinde oynadım. En son 16 yaşındayken o zaman 1. Lig'de olan Ceské Budejovice'nin A takımına yükseldim ve o sezon 9 maça çıktım. Ama maalesef takımımız 2. Lig'e düştü. 2. Lig'de oynarken 17 yaşında Sparta Prag'a transfer oldum. Çok genç olduğumdan, tecrübe kazanmam için kiralık olarak Budejovice'de oynamaya devam ettim ve o sezon sonunda 1. Lig'e çıkmayı başardık. 18 yaşında gittiğim Sparta Prag'da hiç de fena günler geçirmedim ve kendimi kısa sürede kabul ettirdim.

Henüz 21 yaşındayken Sparta Prag'ın kaptanı oldum. Takımın gelmiş geçmiş en genç kaptanıydım. Sanırım o rekor halen kırılamadı. Bu benim hayatımda gelebileceğim en üst noktalardan biriydi. En büyük hayallerimden birisi gerçek olmuştu. Çünkü babam Slavia Prag taraftarı olmasına rağmen ben çocukluktan beri çok büyük bir Sparta Prag taraftarıydım. Çok genç yaşta taraftarı olduğum büyük bir takımda oynadım ve kaptanlık yaptım. Sparta Prag'da çok keyifli 3-4 yıl geçirdim.

Çok küçük yaşlarda futbol oynamak için ailenden epey uzak bir yere gittiğini söyledin. O süreçte ne gibi zorluklar yaşadın?

Ailem benim için çok özverili davrandı. Hem ben hem de ailem için maddi ve manevi olarak tahmin edebileceğinizden çok daha zor bir dönemdi. Çünkü zengin bir aileden gelmiyorum. Orta halli bir ailenin çocuğuydum ve ilk başlarda etrafımızdaki herkes babama "Niye böyle bir eziyete giriyorsun?" diye telkinde bulunuyordu. Hatta bu telkinlerin zaman zaman esprilere birlikte dalga geçmelere döndüğünü hatırlıyorum.

O dönemde yaşadığımız durum insanlara komik geliyordu. Ceské Budejovice'de teyzemlerle yaşıyordum. Bazen ağabeyim işi gereği yanıma gelip gidiyordu. Ama kuzenim de bana bir kardeş olmuştu. Buradan kendilerine bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Benim üzerimde teyzemin ve eniştemin çok emeği vardır. Ceské Budejovice'deki zamanım ise Pazartesi'den Cuma'ya antrenman ve okul arasında geçiyordu. Hafta sonu ise takımla birlikte ülkenin Cumhuriyetinin dört bir yanına, artık o hafta maçımız neredeyse oraya gidiyor ve kalan zamanı ise ailemin yanında geçirmeye çalışıyordum.

Futbola ilk başladığı dönemde de orta saha ya da stoperde mi oynuyordun?

Aslında ikisi de değil. Futbola ilk başladığım dönemde forvet oynuyordum. Ondan sonra yavaş yavaş geriye doğru geldim.

Kariyerimi Straka etkiledi

Çek futbolunda Kadlec ve Straka da senin mevkiinde oynayan başarılı futbolculardı. Bu iki oyuncu senin için ne ifade ediyor?

Çek futbolunda önemli bir yere sahip çok büyük iki isim Kadlec ve Straka. Ama Straka'nın benim için yeri çok ayrıdır. Straka, Sparta Prag'da 1.5 yıl benim hocalığımı yaptı. Sparta'ya transfer olduktan sonra bir Spartalı gibi davranmayı, oyunu oynamayı, karakterli bir futbolcunun nasıl olması gerektiğini öğretti. Her oyuncu birlikte çalıştığı hocalardan bir şeyler öğrenir. Ama benim kariyerimi en pozitif yönde etkileyen kesinlikle Straka'dır. Onun benim için yeri çok farklı.

Genç yaşta Sparta Prag'dan İtalya gibi üst düzey bir ligin köklü kulüplerinden Udinese'ye transfer oldun. Bu transfer nasıl gerçekleşti?

Ben İtalya'ya tipik bir orta saha oyuncusu olarak transfer oldum. Udinese'ye transferim öncelikle kulüp yönetiminin değil, teknik direktörün isteğiydi. Ama oraya henüz yeni transfer olmuşken önemli bir sakatlık geçirdim ve 2-3 ay oynayamadım. Sakatlığım geçtikten sonra da 12-13 maç oynayabildim ki, sonrasında bir teknik direktör değişikliği oldu. Yeni gelen hocayla da hiç anlaşamadım. Onun yönetimindeki takımla birlikte 3-4 maça çıktıktan sonra Udinese'den ayrılmak istedim.

Udinese'de kısa bir süre oynamana rağmen Milan'ın seni istediği doğru mu?

Olayın aslı şöyle oldu. Udinese'ye transferimden 2-3 yıl öncesinde Milan ve Inter'le de adım anılıyordu. Ama transferim çeşitli nedenlerden ötürü gerçekleşmemişti. Ancak dediğiniz gibi Udinese'den ayrılmadan önce de Milan ve Roma'dan teklifler geliyordu Fakat ben Sparta Prag'a dönmeyi tercih ettim. Çünkü o sezonun sonunda 2008 Avrupa Şampiyonası vardı ve ben milli takımda oynamak istiyordum.

Bunun içinde sürekli forma giyebileceğim bir takıma gitmem gerektiğini düşünüyordum. Yedek kalmaktansa form tutabileceğim bir takıma gitmek istedim. Sonrasında 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan önce net bir şekilde Beşiktaş beni istedi. Lazio da teklif yapmıştı ama ben Beşiktaş'ı tercih ettim.

Neden Udinese'de devam etmek ya da Lazio'da oynamak yerine Beşiktaş'a geldin?

Avrupa Şampiyonası'ndan önce 6 ay Sparta Prag'da kiralık olarak oynadım. Aslında Udinese'deki antrenörüm geri dönmemi istiyordu ama ben artık orada bir kariyer göremiyordum. Udinese'de mutlu değildim ve Beşiktaş'tan çok net bir teklif almıştım.

Beşiktaş benimle Avrupa Şampiyonası'ndan önce sözleşme imzalamak istiyordu. Ben de şampiyonaya gitmeden önce kafamın rahat olmasını istiyordum. Bana gelen diğer tekliflerin hepsi söz kesip sözleşmeyi şampiyonadan sonra imzalamak şeklindeydi. Beşiktaş'ı tercih etmemdeki en büyük faktör bu oldu diyebilirim.

Buraya gelmeden önce Türkiye ve Türk futbolu hakkında kafanda nasıl bir imaj vardı? Buraya geldikten sonra düşüncelerinde bir değişiklik oldu mu?

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ı tanıyordum. Avrupa futbolunu az çok takip eden herkes zaten bu takımları bilir. Ama açıkçası Türkiye'ye transfer olacağımı duyan çevremdeki birçok insan bana "Gitme" dedi. Çünkü ülkemizde Türkiye'nin imajı pek parlak değil. Tam olarak bir Avrupa ülkesi olarak görülmüyor.

Ayrıca daha önce Türkiye'ye gelen fakat üst düzey kulüplerde dayanamayan Marek Heinz, Horvat, Tomas Jun gibi isimler de var. Doğrusu bunları düşününce insanın kafasında soru işaretleri oluşmuyor değildi. Ama Türkiye'deki sosyal hayatla ilgili olarak bu oyuncularla konuştuğumda hiç de dışarıdan bakıldığı gibi bir hayat olmadığını anlamıştım.

Zaten Beşiktaş'ın ne kadar büyük bir kulüp olduğunu biliyordum. Buraya geldikten sonra da bunu gördüm. Hem ülke hem şehir hem de kulüp, beklentilerimin çok üzerinde çıktı. İstanbul'da yaşamaktan hem ailem hem de ben çok çok mutluyuz. Kulüp içindeki arkadaşlık ortamı da çok iyi çıktı. Buraya gelmeyi tercih ettiğim için çok mutluyum. Beşiktaş'la iki yıl daha kontratım var ve ben bu kontratın sonuna kadar, hatta daha fazla bir süre burada kalmak istiyorum.

Prag, İstanbul'un yanında köy gibi kalır

İstanbul'u gezdin mi?

Ailece İstanbul'da yaşamaktan gerçekten çok keyif alıyoruz. Daha önce Sparta Prag'da oynarken İstanbul'a bir Fenerbahçe maçı için gelmiştim. Maç öncesi biraz gezme şansı bulmuştuk ve İstanbul hakkında az da olsa bir fikrim vardı. Ama yaşamaya başladıktan sonra bu kadar güzel, bu kadar keyifli bir şehir olacağını kestiremezdim. İstanbul'da gezecek, görecek, yapılacak o kadar çok şey var ki, bir türlü bitmiyor. Örneğin tarihi eserler muhteşem ama İstanbul'u sadece onlarla tarif etmek mümkün değil. Tarihi eserleri gezdim ve çok sevdim. Ama şehir bundan çok daha fazlası.

Mesela Prag'la İstanbul'u karşılaştırırsanız, Prag köy gibi kalır. Boğazın bir kıyısında yemek yiyor, gidip güzel bir yerde kahve içiyor, başka bir yerde bir etkinliğe katılıyorsunuz. Sonra Boğazın öbür kıyısına geçip kıyıdan yürüyorsunuz. İnsana sonsuz imkânlar sunan bir şehir. Beşiktaş'a transfer olmadan önce Türkiye'ye adapte olmanın benim için zor olacağını düşünüyordum ama hiç de beklediğim gibi bir zorluk yaşamadım. Bunda elbette Türk insanının sıcakkanlı olmasının da etkisi vardır.

Takım içindeki arkadaşlıktan memnun olduğunu söyledin. Beşiktaş'ın arkadaşlık ortamını daha önce oynadığın kulüplerden farklı kılan nedir?

Burada herkes son derece açık ve dost canlısı. Kimse kimseye soğuk ve küstahça davranmıyor. Herkes birbirine gülerek pozitif enerji vermeye çalışıyor. Güler yüzler görmek bu işte çok önemli. Mesela İtalya'da bu ortamı bulmak çok zor. Orada yerli oyuncularla yabancı oyuncular arasından bir rekabet, yabancı oyuncuların da kendi aralarında ayrı bir rekabet vardı ve kimse kimseye dostça davranmıyordu.

Normalde benim için bir dil engelinin olduğu düşünülebilir ama takımda bunun eksikliğini bile neredeyse hiç hissetmedim. Ama özellikle bir isim vermem gerekirse Ekrem Dağ harika bir insan. Her sabah onu görmek beni çok mutlu ediyor. Ekrem'in çevresine yaydığı pozitiflik herkese olumlu bir hava katıyor. Diğer çok iyi anlaştığım arkadaşlarım Uğur ve Yusuf. Elbette aynı dili konuştuğum Holosko var. Ama bir yandan bakarsanız, saydıkça bütün arkadaşlarımı söylemem gerekir. Şöyle söyleyeyim, takımda anlaşamadım hiç bir oyuncu yok.

Kafası yukarıda bir oyuncuyum

Günümüz futbolu, savunma oyuncularından sadece rakip atakları durdurmalarını değil, topu da oyuna iyi sokmalarını istiyor. Bu açıdan bakıldığında ideal bir savunma oyuncusu sayılabilirsin. Topu bu kadar iyi kullanabilmeni nasıl açıklarsın?

Antrenörlerimin beni zaten savunmada oynatmasının en önemli sebeplerinden birisi de bu. Orta sahada oynarken de zaten rakibin ataklarını keserek oyunu yönlendiren, yapıcı olmaya çalışan bir oyuncuydum. Şimdi oynadığım mevkide de aşağı yukarı aynı işi yapıyorum ve ideal yerimin stoper olduğunu düşünüyorum. Oyuncu tipi olarak da kafası yukarıda bir oyuncuyum. Sahada kimin nerede olduğunu, ne yapmaya çalıştığını görmeye çalışırım.

Savunmada oynarken topu rastgele uzaklaştırmak yerine oyunu kurmaya çalışıyorum. Hatta rakip atağı kesmeden önce bile mümkünse topu kazandıktan sonra nasıl kullanacağımı düşünüyorum. Etrafımdaki arkadaşlarımın yerlerine bakıyorum ki, topu onlara en olumlu şekilde kazandırayım. Ayrıca Beşiktaş'a geldikten sonra savunma özelliklerimde gelişme oldu. Ancak bir konuda sıkıntım var. Önceden yılda en az 4-5 gol atan bir oyuncuydum ve bu şekilde hücumcu yönümü tatmin ediyordum ama Beşiktaş'a geldiğimden beri gol sıkıntısı yaşıyorum (Gülüyor). Bu sezon daha bir gol bile atmış değilim.

Geçen sezondan başlayarak geri dörtlüde çok değişik oyuncularla birlikle oynadın. Hele bu sezona bakıldığında kalede ve savunmada büyük değişiklikler yaşayan bir Beşiktaş görüyoruz. Bu durum senin oyununu nasıl etkiliyor?

Ben şartlar ne olursa olsun, yanımdaki takım arkadaşım kim olursa olsun her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Yanımda oynayacak oyuncuyu verecek kişi hocamız. Benim için yanımdaki oyuncunun kim olduğu değil, her zaman takıma ne verdiğim önemli.

Geçen sezon şampiyon olarak tamamladığınız Türkiye Kupası'nda bu sezon büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak daha grup aşamasında elendiniz. Bu sürpriz vedayı neye bağlıyorsun?

Bunu gerçekten bilmiyorum. Sadece ben değil, takım arkadaşlarım ve hocamız bu olaya kafa yoruyoruz ama böyle bir şeyin nasıl olduğunu, başımıza bunların nasıl geldiğini anlamlandıramıyoruz. Hatta maçlardan sonra günlerce uyuyamadık. Hepimiz birbirimize soruyoruz ve buna mantıklı bir açıklama bulamıyoruz. Hadi ilk oynadığımız Manisaspor maçı ilk yarının sonuna geldi. Şampiyonlar Ligi'nde ve ligde çok fazla maç oynamıştık. Konsantrasyon kaybı vardı ve bir kaza yaşadık diyelim. Ama Kasımpaşa ve Büyükşehir Belediyespor maçları için bunu da söylememiz mümkün değil. Bu başarısızlığı izah edemiyoruz.

Beşiktaş'ın bu sezon önünde kalan tek hedef lig şampiyonluğu. Bu yarışın nasıl geçeceğini düşünüyorsun?

Süper Lig çok dengeli bir lig. Bunu geçen sezonki şampiyonluk yarışının çok net bir biçimde gösterdiğini söyleyebilirim. Ligde 3-4 farklı skorları görmek çok zor. Küçük dediğiniz takımlar bile aslına bakarsanız gayet iyi mücadele ediyor ve oldukça yetenekli oyuncuları var. Ben yarışın Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın dışında Bursaspor, Kayserispor ve Trabzonspor'un da dâhil olacağı bir şekilde geçeceğini düşünüyorum. Geçen sezon daha kötü bir durumdan gelerek rakiplerimizi geçtik ve şampiyonluğa ulaştık. Bu sezonun ikinci yarısında da üstümüzde yer alan takımların puan kaybedeceğini düşünüyorum. Her şey bizim elimizde. Ne kadar az puan kaybedersek şampiyonluğa o kadar çok yaklaşırız.

Bursaspor ve Kayserispor'un çıkışını nasıl yorumluyorsun? Şampiyonluk yarışında sonuna kadar var olabilirler mi? Çünkü finale yaklaştıkça bu tarz çıkış yapan takımların sonunu getiremediğini görüyoruz.

Geçen sezonun Trabzonspor ve Sivasspor'u bu sezon Kayserispor ve Bursaspor. Kadrolarına baktığınızda çok güçlü oyunculardan oluştuğunu görüyorsunuz. İki takımın da çok başarılı genç hocaları var. Zaten Ertuğrul Sağlam'ı çok yakından tanıyorum. Şampiyonluk yarışı en azından son üç haftaya kadar sürecektir. Ben bu takımların da yarışın son evresine kadar olacağını düşünüyorum. Çünkü genelde bu tür takımlarda rastlanabileceği gibi bir kadro darlıkları yok. Alternatifli kadrolara sahipler. Ayrıca oyuncuları da hocaları da çok inançlı görünüyor.

Necip'te yıldız potansiyeli var

Çek Cumhuriyeti, İtalya ve Türkiye liglerinde oynamış bir oyuncu olarak, bu üç lig arasındaki farklılıklar ve benzerlikler hakkındaki düşüncelerin neler?

Çek Ligi'ndeki yetenekli oyuncu sayısı pek fazla değil. Çünkü biraz ön plana çıkan oyuncular hemen yurt dışına transfer oluyor. Ayrıca Çek Ligi'ndeki yabancı oyuncular da çok yetenekli değiller. İtalya Ligi'nde ise büyük yıldızlar var ve orada oynayabilmek için disiplin, güç ve süreklilik gibi ekstra şeylere sahip olmanız gerekiyor. İtalya'da çok büyük bir rekabet var. Oyuncular çok ciddi bir disiplin içinde oynuyor ve kazanabilmek için sürekli rakibin hata yapması bekleniyor. Bu da daha sıkıcı bir oyunun oynanmasına neden oluyor.

Türkiye'ye baktığımızda ise çok kaliteli oyuncuların olduğunu söyleyebiliriz. Lig çok dengeli. Büyük takımların dışında küçük takımlarda bile oldukça yetenekli oyuncular var ve sahada da ciddi bir mücadele oluyor. Yalnız Türkiye'deki en büyük eksiklik oyuncuların taktik disiplinden uzak olması. Oyuncular biraz daha disiplinli olsalar, biraz daha taktiğe bağlı kalabilseler, İspanya, İngiltere gibi liglerde rahatlıkla oynayabilecek potansiyele sahipler. Bir oyuncuya hırs, mücadele, güç gibi özellikleri zamanla kazandırabilirsiniz belki ama yetenek Tanrı'nın bir hediyesi. Yetenekli oyuncu dünyada az bulunuyor. Oysa Türkiye'de yetenekli oyuncu sayısı çok fazla ama bu oyuncularda disiplin olmadığı için takımlar çok rahat bozulabiliyor.

Mesela bizim takımdaki Necip Uysal müthiş yetenekleri olan bir oyuncu. En başta kendi oyun karakteri var. Bunun dışında hırs, mücadele, kendine güven gibi özellikleri de barındırıyor. Biraz daha oynarsa tecrübe kazanacak ve ileride çok önemli bir oyuncu olacak. Avrupa'nın hangi takımına gitse, gerçekten çok büyük bir oyuncu olabilecek potansiyeli var.

Türkiye'de genç oyunculara yeterince şans verildiğini düşünüyor musun?

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi takımlardan herkesin beklentisi sürekli başarı. Hep başarılı olmanız bekleniyor ve sabretmeye pek kimsenin tahammülü yok. Dolayısıyla hocaların da genç oyuncuları sürekli oynatabilme şansları kalmıyor.

Örneğin Necip, kendisine verilen ilk şansı iyi değerlendirdi ve sonrasında zaman zaman forma şansı buldu. Ama o kadar genç bir oyuncunun çıktığı bütün maçlarda aynı performansı göstermesi oldukça zor. Kötü oynadığı maçlar da olacaktır. O zaman taraftarların ağır tepkisine ve eleştirilere maruz kalmaması gerekir. Bu tarz oyuncuların devamlılığa ihtiyacı var. Devamlı oynadığı sürece tecrübe kazanacak ve daha iyiye gidecek. Ben yönetici olsam bu tarz oyuncuları genç yaşlarda sürekli oynayabilecekleri daha küçük takımlara gönderirim ve nispeten tecrübelendikten sonra geri alırım. Büyük takımlarda bu tarz oyuncuların üzerindeki baskı çok fazla oluyor.

Ligde hemen hemen bütün takımlara karşı oynadın ve neredeyse tüm oyuncuları tanıdın. Karşısında en çok zorlandığın veya beğendiğin oyuncular hangileri?

Söyleyeceğim en kolay isim Milan Baros olur. Kendisini zaten 15 yaşından beri takdir ediyorum ve o zamandan beri birçok kez hem yan yana hem de karşılıklı oynadık. Karşısında oynaması çok zor bir oyucu. Hızlı, akıllı ve oldukça inatçı. Genel olarak baktığımda ise ligde çok fazla kaliteli oyuncu var. Arasından birilerini çıkarmak oldukça zor. İlk yedi sırada yer alan takımlardan bir-iki hücum oyuncu söyleyebilirim. Beni zorlayan da pek çok oyuncu var.

Futbol öyle bir hale geldi ki, hücum oyuncularının yanı sıra geriden gelen orta saha oyuncuları da savunmacıları oldukça zorluyor. Ama olaya zorlayan değil de beğenmek olarak bakarsak ben oyuculara göz önünde olmalarına göre değil, takıma yaptıkları katkı gözüyle bakıyorum. Benim için gol atan oyuncu değil, takım için en fazla özveriyi gösteren ve arka planda olsa da pek çok şeyi başaran oyuncular önce gelir. Belki bu görüşümde benim de savunmada oynayan bir oyuncu olmamın etkisi vardır (Gülüyor). Sanırım tüm oyuncuların yaptıkları iyi işlerden dolayı kendilerine değer verildiğini bilmeleri gerekiyor.

Türkiye'de taraftarın oyunculara gösterdiği ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun? Çek Cumhuriyeti ve İtalya'daki oyuncu-taraftar ilişkisi ile Türkiye'deki durumu kıyaslar mısın?

Böyle bir kıyaslama yapmak pek mümkün değil. Elbette her ülkede tanınmış insan olarak ilgi görüyorsunuz ama Türkiye'de gördüğünüz ilgi ile Çek Cumhuriyet ve İtalya'yı karşılaştıramazsınız. Başka bir açıdan bakarsak, şöyle bir sıralama yapabiliriz. En aşağıda normal kulüpler var. Onların biraz üstünde popülaritesi orta halli olan biraz daha büyük kulüpler var.

Onların üstünde İspanyol, İtalyan kulüpleri var. Sonra uzun bir boşluk ve onların en tepesinden Türk taraftarları var. Bu taraftarların da en tepesinde Beşiktaş taraftarları var. Burası çok değişik bir ülke. Burada öyle şeyler yaşadım ki, ömrüm boyunca buna benzer hisleri yaşayabileceğimi düşünmüyorum. Türk taraftarları işsiz. Bana öyle geliyor ki, Türkiye'de insanların kimlikleri, soyadları ve yanlarına gelen takım isimlerine göre belirleniyor.

Çek Milli Takımı, Dünya Kupası'na katılamadı. Sence Çek futbolunda yaşanan bu gerilemenin sebepleri neler?

Türkiye'den ne kadar takip ediyorsunuz bilmiyorum ama bir kere Çek Cumhuriyeti'nin altın jenerasyonu tamamen futbolu bıraktı. Poborsky'li, Nedved'li devir bitti. O çok büyük oyunculardan kurulu olan ve İngiltere'de Almanya ile final oynayan jenerasyondan kimse yok.

Onlardan sonra gelen Ujfalusi, Cech, Milan Baros'un dâhil olduğu gümüş jenerasyondan, altın jenerasyondan beklenen şeyler umuldu. Onlar da bu büyük beklentileri tam olarak yerine getiremedi. Üstüne buradan da duyduğunuzu tahmin ettiğim alkol partileri gibi bazı skandallar yaşandı. Ayrıca antrenör sıkıntısı yaşadık. Ama şimdi yeni antrenörümüzle birlikte gümüş jenerasyondan oyuncuların iskeletini oluşturduğu, onlara eklenen yeni oyuncularla benim de defansında yer aldığım yeni bir kadro kuruluyor. Dünya Kupası elemeleri artık geride kaldı. Biz yeni bir yapı ile milli takımı tekrardan ayağa kaldırmaya çalışacağız.

Slovak futbolu geçmişte Çek futbolunun gölgesinde kalmıştı ama birlikte yer aldığınız eleme gurubunu sizin üstünüzde bitirdiler ve şimdi onları Dünya Kupası finallerinde izleyeceğiz. Bu bir tesadüf mü, yoksa Slovak futbolu Çek futbolu geçiyor mu?

Bu geride kalma olayı, biraz önce sözünü ettiğim bizim yaşadığımız olumsuzluklardan kaynaklandı. Bu şartlar altında Slovakların bizi geçtiğini söylemek pek doğru olmaz. Normalde biz her açıdan Slovaklardan daha üstteyiz. Slovaklar iyi bir jenerasyon yakaladı. Uzun süredir birlikte oynayan genç ve yetenekli bir kadroya sahipler. Bununla birlikte biraz da şanslıydılar. Bu durum bizim açımızdan aslında iyi oldu.

Taraftarlarımızda, "Milli takımımız hangi grupta yer alırsa alsın her şampiyonaya katılabilir" şeklinde bir düşünce hâkimdi ve her şart altında büyük başarılar bekleniyordu. Oysa Slovaklara baktığımızda bu durum biraz daha farklı. Attıkları her gole, kazandıkları her galibiyete çok büyük değer verdiler. Bizim ülkemizde unutulan buydu. Ama Slovaklarda da bence bir şey eksik. İyi bir jenerasyon yakaladılar ve şimdilik iyi gidiyorlar ancak var olan jenerasyonu besleyecek yeni isimler yok. Bizde ise iskelet kadro var ve sonrasında kalan boşlukları destekleyecek güçteyiz. Çek futbolu eski günlerine çabuk gelir. Ancak Slovaklar daha yolun çok başında.

Dünya Kupası'nda favorin kim?

Favori kim olur bilmiyorum ama ben İngilizleri destekleyeceğim. İngilizlerin uluslararası şampiyonalarda yaşadığı başarısızlıklar bence onları biraz sempatik hale getiriyor. O yüzden İngilizlerin başarılı olmasını istiyorum.

Beşiktaş'ta oynamaktan ve İstanbul'da yaşamaktan mutlu olduğunu söyledin ama hiç hayalini kurduğun bir lig yok mu? Uzun vadeli bir kariyer planlaması yapıyor musun?

Söylediğim gibi, şu andaki yaşantımdan en ufak bir şikâyetim yok. Ama sonuçta futbol bu, yarının ne getireceği hiç belli olmaz. Belki performansım yeterli görülmez ve sözleşmem uzatılmaz, Belki benim bir sorunum olabilir. Eğer böyle bir olumsuzluk yaşanırsa İspanya veya İngiltere Liglerinde oynamak isterim. İngiltere Ligi sanırım benim yapıma en uygun olanı. Hem çok ciddi bir mücadele var hem de oynanan oyun gerçekten çok kaliteli. Ama tekrar söylüyorum, Beşiktaş'ta oynamaktan çok mutluyum. Üstelik burada olmaktan ailem de çok mutlu. Kimi zaman oyuncu mutlu olur ama ailesi huzursuz olur. Bazen de aile mutlu olur, oyuncu takımında mutlu değildir. Bu çok zor sağlanan bir denge. Ben burada ikisini de bir arada yaşıyorum ve uzun yıllar kalmak istiyorum.

Unutulmaz iki hatıra

Türkiye'de unutamayacağını düşündüğün bir hatıran var mı?

Kesinlikle unutamayacağım iki hatıram var. İlki geçen sezon UEFA Kupası ön elemesinde oynadığımız Siroki Brijeg maçı öncesi soyunma odasından maça çıkacağımız zaman taraftarların çıkardığı uğultu. O duyguyu hissetmek gerçekten çok acayip bir şeydi. İkincisi ise Zapotocny ile birlikte Beşiktaş'a transfer olduktan sonra havaalanındaki karşılama anı. Karşılaştığımız o manzara bizi çok şaşırtmıştı. O taraftar ordusu, medya kalabalığı asla unutulamaz. Hiç beklediğimiz bir şey değildi. Zapo ile "Nereye geldik, ne oluyor?" diye çok şaşırmıştık.

Futbol dışındaki hayatında neler var? Hobilerin neler?

En büyük hobim kesinlikle oğlum. Henüz 7 aylık. Oğlumla ve ailemle vakit geçirmek benim için şu an en büyük mutluluk. Onun dışında arabaları ve hızı severim. Burada pek yapma fırsatım olmadı ama Çek Cumhuriyeti'nde arabamla pistlerde deneme sürüşleri yaparak çok eğleniyorum. Ayrıca Formula ve Dünya Ralli Şampiyonası'nı takip ederim. Zaten sporcu bir tipim ve futbol dışındaki sporlarla da ilgilenirim. Örneğin tenis ve basketbol oynamayı severim. Ayrıca Türkiye'de yok ama bizim oraların bir numaralı sporu buz hokeyi. Buz hokeyini de çok severim.

Kaynak: tff.org



_________________


10 Temmuz 2010 ' da yani Cumartesi günü giremeyebilirim pek.Pazar günü ve onunla devam eden 2 hafta sürecinde de giremeyeceğim..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://brn-saat.ace.st
 
Sivok: "Lazio'yu değil Beşiktaş'ı tercih ettim"
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
qrup Hepsi Fan CLub © 2o1o :: SporLar ::  BeşikTaş-
Buraya geçin: